Cumartesi, Mayıs 23rd, 2009 | Editör: hunter

Mahpusanedeyim.

Mahpusanede kalbimin

kanayan çıplak ayakları

ne zaman çok uzun bulsa yolunu,

hatırlarım bilmem neden

Azeri yoldaşım Bayram Oğlunu:

Baki.

Gece saat iki

sularında ..

Karaşehrin kara damlarında yatanlar

görüyor kanlı renklerin nescini uykularında ..

Yıldızların altında kara neft burguları

hışırdıyor servilikler gibi derinden

yüreğinden.

Bakıyor uykulu sarı gözler

kara topraktaki yağlı neft birikintilerinden.

Gök kara,

yıldızlar sarı.

Tek katlı,

düz damlı dört köşe tas dükkanların

kapalı kara kapıları.

Karaşehrin kara damlarında yatanlar

görüyor kanlı renklerin nescini uykularında.

Baki.

Gece saat iki

sularında

TaÅŸlarda yuvarlanan

nal ve tekerlek sesleri.

Seslerde seslenen sesler ..

İşte bir fayton geçiyor

geçmede

geçti:

son evlerin yakınından

uzağından

ırağından..

Kara bir lanettir ki bu,

kopmuÅŸ geliyor gecenin dudağından…

Bu faytonun fenerinde dehÅŸeti var:

hançerle oyulmuş

kor

ve derin

gözlerin..

TaÅŸlarda yuvarlanan

nal ve tekerlek sesleri

Gittikçe uzaklaşan,

gittikçe alçalan sesler…

Ortada demiryolu,

saÄŸ yanda KaraÅŸehir;

solda fabrikaların

duvarları yükselir.

Karşıdan fayton gelir.

içinde Bayram Oğlu.

Bağlanmış kolu

Bayram OÄŸlunun..

Karşıdan fayton gelir

içinde

Bayram OÄŸlu.

Jandarma sağı,

Jandarma solu

Bayram OÄŸlunun…

Kolunu bağlamışlar

kanadı kırık değil ..

Gözünde toplanan

hıçkırık deÄŸil…

Gözleri ışık dolu

Bayram OÄŸlunun.

Karşıdan fayton gelir,

içinde

Bayram OÄŸlu.

Ölümdür yolu

Bayram OÄŸlunun

Bayram

OÄŸlunun…”

KALBİMİ BUNALTAN BU DÖRT DUVAR MI?

ÖLÜMDEN ÖTEYE KÖY VAR MI???

Nazım Hikmet Ran

Yorum yapın